Buradasınız:Anasayfa » Türk Tarihi » Uruk Şehri ve asgari ücretin tarihi

Uruk Şehri ve asgari ücretin tarihi

Sümer medeniyetinin en önemli şehirlerinden biri olan Uruk, Tevrat’ta Erech, günümüzde Warka olarak bilinmektedir.

Sümer Krallarından Enmerkar tarafından kurulmuş ve en gelişmiş dönemi Gılgamış döneminde olmuştur. Şehirde tapınaklar yükselmiş, surlar inşa edilmiş ve ticaret artmıştır. Özelikle çanak çömlek üretiminde seri üretime geçilmiştir. Alman arkeologların yaptıkları kazılar, kentin büyük bölümünün anıtsal boyutlardaki tapınak ve resmi yapılardan meydana geldiğini ortaya çıkartmıştır. Bu bağlamda kentlerin oluşumundan sonra anıtsal mimarinin gelişimine de bu kent öncülük etmiştir.

Açık uçlu devrik çanaklar ve asgari ücretin keşfi:

Hızla büyüyen Sümer Medeniyetinde artan nüfusun ihtiyaçlarının karşılanması ve üretimin de artmasıyla sınıflar oluşmuştur. Özellikle savaşlarda ve çeşitli işlere çalışan köleler artmıştır. Köleler sulama kanalları açıyor, çanak çömlek yapıyor  ve askeri anlamda Sümerliler uygarlığına katkıda bulunmuştur. “İşçilerin ve kölelerin bir günlük yevmiyeleri/tayın payları (ekmek tahıl ya da aş), çan biçimli devrik ağızlı çanaklarla ölçülürdü. Devrik ağızlı çanaklar Mezopotamyalı tüccarların ulaştıkları, İndus Vadisi’nden Anadolu içlerine kadar uzanan geniş alanda birbirine çok yakın hacimlerde elde kalıpla üretilmiştir.

Tapınaklarda çok sayıda ele geçen bu çanaklar tapınak ekonomisi kapsamında çalışan insanlara günlük ya da öğünlük besinlerinin standart miktarda verildiğinin göstergesidir. Böylece günümüzdeki asgari ücret uygulamasına benzer, işçilere ve kölelere verilen tayın payları, standart hacimler halinde düzenlenirdi.”


Uruk Dönemi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Uruk, Basra Körfezi yakınında, Fırat Nehri’nin sol kıyısında yer alan, Mezopotamya’nın en önemli kentlerinden biridir. Burada yapılan arkeolojik araştırmalarda, uygarlaşma sürecinin önemli adımlarının atıldığı bir sürecin bulguları saptanmıştır. MÖ dördüncü bin yılın başlarından itibaren Güney Mezopotamya’daki kentler çekim merkezleri olmuş ve nüfusları hızla artmıştır. Yukarıda belirttiğimiz gibi, büyüyen kentlerde tarım ve hayvancılıktan elde edilen ürünlerin dışında kalan ürünler, uzak bölgelerde  değiştokuş esasına dayanan ticaret aracılığıyla sağlanmaktaydı. Uruklu tüccarlar bu amaçla Mezopotamya’nın bilinen sınırlarına ulaşarak bir ticaret ağı oluşturdular. Kent yaşamının zorunlu hale getirdiği işbölümü, tüccarların yanı sıra değişik iş kollarının oluşmasını da sağladı. Böylece inşaatçılar, tekstilciler ve çömlekçiler gibi mesaisini belli bir uzmanlık alanında çalışarak dolduran ve geliriyle diğer ihtiyaçlarını karşılayan meslek grupları oluştu. Örneğin, çömlekçi çarkının geliştirilmesiyle seri üretime geçildiği, bu ürünlerin uzak bölgelere pazarlandıgı anlaşılmaktadır. Kalıpta yapılmaya başlanan devrik ağızlı çanaklar, Mezopotamya’nın bilinen bütün sınırlarına ulaşacak kadar yaygındı. Bu dönemdeki gelişmeleri en iyi yansıtan kent Uruk’tur (Günümüzde Tel el-Varka). Bu kentin geçmişi, Geç Obeyd dönemine kadar gitmekle birlikte, en görkemli çağını Uruk ve sonrasında yaşamıştır. Uruk, gök tanrısı An’a (veya Anu) adanan batıdaki Kullaba ve aşk tanrıçası İnanna’ya (Akkadca İştar) adanan doğudaki Eanna adlı iki yerleşim yerinin birleşmesinden oluşmuştu. Alman arkeologlarınyaptıkları kazılar, kentin büyük bölümünün anıtsal boyutlardaki tapınak ve resmi yapılardan meydana geldiğini ortaya çıkartmıştır. Bu bağlamda kentlerin oluşumundan sonra anıtsal mimarinin gelişimine de bu kent öncülük etmiştir.

Kentteki tapınaklar yapılmadan önce inşaat alanı doldurularak yükseltilmiş ve geniş teraslar oluşturulmuştu. Bazı durumlarda da eski tapınakların yıkıntısı düzeltilerek teras olarak kullanılmıştı. Zigguratlar, gittikçe gelişen mimarlık bilgisi ve artan işgücü sayesinde daha yüksek teraslara anıtsal boyutlarda yapılmışlardı. Uruk kentinde, doğu bölümde tanrı Anu adına yapılan tapınak bu tür bir teras üzerinde yer almaktaydı. Güney Mezopotamya’da Eridu ve Tel Ukair gibi kentlerde de benzer anıtsal mimari kalıntılar saptanmıştır.

Güney Mezopotamya’nın birçok kentinde sosyal yaşamda gözlenen farklılaşma, mimari alanda atılan ileri adımlar ve yaygın ticaret kısa zamanda çevre kültürleri de etkilemiştir. Özellikle Anadolu’dan karşılanan temel ihtiyaç maddeleri nedeniyle Uruk kültürü, Fırat üzerinden Orta ve Yukarı Fırat bölgesindeki birçok merkeze taşınmıştır. Mekânları süslemek için kullanılan konik çiviler, kalıpta yapılmış devrik ağızlı kâseler ve silindir mühürler gibi dönemi karakterize eden buluntulara birçok yerde rastlanmıştır. Orta Fırat bölgesindeki Habuba Kabira, Tel Kannas ve Tel Brak gibi merkezler aracılığıyla kuzeye taşınan kültür Karakaya ve Atatürk Barajı gölleri altında kalan Hassek Höyük, Samsat, Malatya-Arslantepe gibi merkezden oldukça uzak bölgelere ulaşmıştır. Hassek Höyük Geç Uruk döneminde Mezopotamya’dan gelen tüccarlar tarafından kurulan, çevresi surlarla kuşatılmış merkezlerden biridir. Malatya/Arslantepe ise Torosların kuzeyinde, güneyli etkilerle gelişmiş bir kenttir. Burada ortaya çıkarılan anıtsal mimari ve depolar ve bu depolarda kullanılmış yüzlerce farklı betimlemeye sahip mühür baskısı, seri olarak üretilmiş çanak çömlekler bölgede, yönetici bir sınıfın ve “kent devleti” modelinin varlığını göstermektedir.

Değiş-tokuş: Ticareti; yapılan ürünler, paranın geliştirilmesinden önce belli bir değer takdir edilerek mal veya maden ile alınıp satılmaktaydı. Her ürünün karşılığı belli ağırlıkta gümüş olarak belirlenmişti. Değiştirilecek ürünlerin gümüş karşılığı denk getirilerek alım-satım gerçekleştirilirdi.

Kaynak http://tarih.tumders.com


Asgari Ücretin Doğuşu: Devrik Ağızlı Çanaklar

Ekonominin kayıt altına alınmaya yeni başlandığı MÖ 3500-3000’de işçilerin ve kölelerin bir günlük yevmiyeleri/tayın payları (ekmek tahıl ya da aş), çan biçimli devrik ağızlı çanaklarla ölçülürdü. Devrik ağızlı çanaklar Mezopotamyalı tüccarların ulaştıkları, İndus Vadisi’nden Anadolu içlerine kadar uzanan geniş alanda birbirine çok yakın hacimlerde elde kalıpla üretilmiştir.

Tapınaklarda çok sayıda ele geçen bu çanaklar tapınak ekonomisi kapsamında çalışan insanlara günlük ya da öğünlük besinlerinin standart miktarda verildiğinin göstergesidir. Böylece günümüzdeki asgari ücret uygulamasına benzer, işçilere ve kölelere verilen tayın payları, standart hacimler halinde düzenlenirdi.[1]

Modern asgari ücretin atası olarak kabul edilebilecek olan bu uygulama ile kölelerin de askerlerinde günlük yemek ihtiyacı bir standarda bağlanmış ve gelir gider hesaplarının tespiti kolaylaşmıştır. İlerleyen yıllarda bu uygulamanın en büyük faydasını şüphesiz sınırları çok büyük alanlara yayılan imparatorluklar görecektir. Öyle ki; Köle ve asker sayısı bugün dahi pek çok ülkenin nüfusundan fazla olan Roma İmparatorluğu bu uygulamayı geliştirerek, bugünkü tabirle günlük istihkak miktarını standart bir biçimde verme uygulamasını başarı ile uygulamıştır.

Antik çağın şüphesiz en büyük unsurlarından olan kölelerin, iş gücü ve üretimde bilek gücü ile çalışması ve bu alanların bir nevi taşıyıcı unsuru olması sebebiyle, her ne kadar yasalar önünde hakları olmasa da yaşam haklarını devam ettirmeleri konusunda bir dizi uygulamaya tabi oldukları görülmektedir. Bunun yanı sıra tapınak çalışanları, (rahipler ve hizmetkarlar) da bu uygulamalara tabidirler ve tapınakların düzenli olarak bağış ve adak aldığı göz önünde bulundurulursa dağıtımın bir standart düzeninde sağlanması bu adak ve hediyelerin de düzenli bir şekilde kullanılmasını sağlamıştır.

Devrik ağızlı çanakların bugün başta Şanlıurfa müzesi olmak üzere Önasya da yer alan pek çok kazı alanında ve müzede bulunması, bu uygulamanın Mezopotamya kökenli olduğunu göstermektedir. Öyle ki; tarihin ilk büyük devletlerinin ve asker köle gücünün bu bölgede var olmuş olması da bu tezi doğrular niteliktedir.

İlerleyen zaman diliminde gelişen bu uygulamalar, anıldığı üzere başta Roma İmparatorluğu olmak üzere pek çok devlet ve imparatorlukta kullanılmış ve modernleşerek günümüz asgari ücretine zemin hazırlamıştır. Günlük asgari gider hesabının bulunması ve bilinmesi doğal olarak bir aylık ve yıllık giderinde kolayca tespitini sağlamış ve bir nevi ülke bütçesinin tespitini de kolaylaştırmıştır. İşgal ve savaşın kol gezdiği antik çağın bir diğer özelliği de şüphesiz zamansız gelen kıtlık halleridir. Yağmur sulamasına bağlı ekili arazilerin, az yağışlı yıllarda akarsuların suyunun da azalması sebebiyle verimli olmaması şüphesiz asker ve kölelerin gider hesaplarına da yansımış ve bir nevi ekonomide küçülmeye götürmüştür.

Dünya tarihini tanımak adına her zerresi önem arz eden arkeolojik kazıların bizlere şüphesiz en büyük hediyesi, bu tarz eserler üzerinden günümüzde var olan kavramların geçmişlerini ve temellerini bulmamızı sağlamasıdır. Modern asgari ücret kavramının atası kabul edilen devrik ağızlı çanaklar geçmişte kimlere yemek kabı ya da günlük ihtiyaç malzemesi olarak hizmet etti bilinmez, ancak bilinen bir şey var ki, ekonomistler ve modern kavramların kökenlerini araştıranların üzerinde önemle durması gereken bir buluntu olduğudur.

Bir öğünlük yemek ihtiyacı çarpı günlük öğün miktarı, ortaya çıkan sonucun yıllık çarpımı ve bu sonucunda köle sayısı ile çarpımı bir tapınak yada soylu birinin villasının yıllık erzak giderini rahatlıkla ortaya koymaktadır. Gündelik hayatı da bir nevi kolaylaştıran bu uygulamanın en temelinde kölelik düzeninde kullanılıyor olması, bu uygulamanın bugünkü versiyonu kabul edilen asgari ücretin modern kölelik tabiriyle anılmasına yol açması da sanırım yadırganmamalıdır.


[1] Şanlıurfa Müzesinde anılan devrik ağızlı çanakların tanıtım panosunda yer alan yazıdan alıntı.

Kaynak Murekkep Haber


Medeniyetin Tüm Hatlarıyla İlk Kez Belirmesi I Mezopotamya: Uruk Dönemi
Ubeyd kültürünün sonunda yerleşke sayısında bir düşüş gerçekleşirse de, 4. bin yılın Uruk kültürünün (3800–3200) belirmesiyle güney Mezopotamya’da yerleşim birimlerinin sayı ve büyüklüklerinde artış görülür. Uruk kültürünün ortaya çıkmasıyla ilk gelişkin uygarlık evresine adım atılır. Burada ilk gelişkin uygarlık evresinden, yani uygarlığın doruk noktasına ulaştığı evreden kastedilen, kentsel bir toplumsal yaşamın tam anlamıyla ortaya çıkmış olmasıdır. Kentsel toplumsallıksa, Van de Mieroop’tan yola çıkarsak, bireylerin veya ailelerin geçimlerini sağlama konusunda başkalarına bağımlı kılan toplumsallıktır. Burada kent hem kendi içinde hem de çevresinde yaşayan insanlar arasında arabuluculuk yapar;varlığınla bu arabuluculuğu mümkün kılan ortam türüdür. Bu evreyi mümkün kılan, bir başka bakış açısından da dayatan, en önemli gelişme nüfus artışı ve bu artışın kaynaklarla yarattığı ilişkidir. Mevcut nüfusla kaynaklar arasında beliren bu yeni ilişki eskisinden daha farklı bir toplumun ortaya çıkmasını getirmiştir. Güney Mezopotamya’nın avantajı bu yeni nüfus/kaynak baskısını kaldıracak koşulları sunması ama daha da önemlisi bu koşullar sayesinde bu tür bir değişimin burada ortaya çıkmasıdır.
Uruk döneminde gerçekleşen nüfus artışını açıklamak kolay değildir. Bu sadece mevcut nüfusla açıklanacak bir artış değildir. Ya bazı göçebe toplulukların yerleşik düzene geçmiş ya da yeni topluluklar bu bölgeye yerleşmiştir. Neticede özellikle Geç Uruk döneminde büyük bir nüfus artışı ve kentleşme söz konusudur ve bu yeni durumla beraber bir yandan Sümer medeniyeti bir yandan da birçok yeni gelişme ortaya çıkmıştır.
Bunlardan biri mimarlıkta yaşanan gelişmedir. Uruk mimari yapılaşmada kamusal serbestliğin en üst noktaya ulaştığı dönemdir. Uruk anıtsal mimarisinin ne amaca hizmet ettiği her zaman açık olmasa da bu yapılar halka açıktır; maksimum serbestlik sağlanacak şekilde tasarlanmışlardır. Büyük kentlerin ortaya çıkması Ubeyd döneminde başlamış, sürekli artan nüfusu bir arada tutmak için farklı stratejiler uygulamaya konmuştur. Neticede iletişimin farklı bir boyutu olan mimari de yeni koşullara uyum sağlamıştır. Uruk döneminin bir başka buluşuysa silindir mühürlerdir. Bu da nüfus artışıyla birlikte gelen karmaşıklaşmayla ilgili bir sonuç olarak görülebilir. Bu arada silindir mühürler bazı araştırmacıların bu dönemi daha eşitlikçi olarak tanımlamasını da desteklemektedir. Mühür artışı üretimden pay alanların artışı şeklinde açıklanabilir. Bu dönemin çok önemli bir diğer buluşu da yazıdır. Silindir mühürler ve yazı bürokrasinin gelişmesini ve böylece dağıtımın çok daha etkin bir şekilde kontrolünü mümkün kılmıştır. Bu dönemde işbölümü ve uzmanlaşmada Ubeyd dönemiyle karşılaştırıldığında önemli bir artış vardır ama ekonominin karakteri çok fazla değişmemiştir. Ubeyd döneminin belirgin özelliği ürünün bir kısmına el koyan veya ürünün bir kısmının üreten ailenin dışında bir otoriteye verildiği bir ekonomik yapıdır. Bu yapı uruk döneminde de geçerlidir ama hem hiyerarşi hem de daha kalabalık olmalarından ötürü kentlerin köyler üzerindeki talepleri artmıştır. Bir görüşe göre, bu dönemden itibaren kırsal nüfusta görülen düşme bu ekonomik ilişkiden ötürüdür. Bu dönemde ev ekonomisine (oikos) doğru gidişte başlamıştır. Birçok ev kendi başına yetmekte, tüm gereksinimlerini üretebilmektedir.

Çivi Yazısının Gelişimi

Uruk dönemine ait önemli diğer bir gelişme de Uruk kültürünün kuzeye, bugünün güneydoğu Anadolu’suna yayılmasıdır. Bu yayılmanın biçimi konusunda çeşitli yaklaşımlar mevcuttur. Bu yayılma bir yandan Uruk dünya sistemi adı altında kolonici bir sistem şeklinde ifade edilirken, diğer yandan da Uruk kültürünün baskıcı-yayılmacı bir sistem oluşturacak askeri gücü olmadığından hareket ederek bu yayılmanın nispeten eşit tarafların ortak katılımı şeklinde gerçekleştiği ileri sürülmektedir. Yine bir yandan güney Mezopotamya’nın hammadde ihtiyacının bu yayılmayı ortaya çıkardığı savunulurken, diğer yandansa sadece kültürel bir yayılmanın, kuzeyin güneyin bazı özelliklerini benimsemesinin söz konusu olduğu ifade edilmektedir. Uruk kültürünün bir dünya sistemi (küresel) oluşturacak kapasitesinin olup olmadığı hâlâ aydınlatılmayı bekleyen bir konu olmakla beraber Uruk’un en azından ticari ilişkiler açısından dışındaki bölgelere ve özellikle de kuzeye ulaşmış olduğu ortadadır.

 

Yazar Hakkında

Yazılar sayısı : 1641

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

10.894 Spam Comments Blocked so far by Spam Free Wordpress

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Üstüne gidin