Buradasınız:Anasayfa » Türk Tarihi » TÜRK TARİHİNDE AN LU-SHAN VE DESTANI

TÜRK TARİHİNDE AN LU-SHAN VE DESTANI

TÜRK TARİHİNDE AN LU-SHAN VE DESTANI
Saadettin GÖMEÇ∗
Özet
Destanlar, milletlerin kahramanlık hikâyelerinin toplamıdır. Öyleyse destanları zengin olan
hakların tarihleri de o ölçüde muhteşemdir. Bu açıdan baktığımızda Türklerin tarihi pek çok
destanî hikâyelerle doludur ve bunların da büyük bir kısmı gerçekleri yansıtır. Zaten destanların
en önemli hususiyeti, içerisinde milleti yakından ilgilendiren yaşanmış olaylara yer verilmesidir.
Türk milletinin tarih sahnesine çıktığı günden beri başından acı, tatlı birçok hadise geçmiştir.

Ve Türkler, dünyanın en eski halklarından birisi olması hasebiyle sahip olduğu destanlar bakımından son derece şanslıdır. Elbette geçmişte cereyan eden her olayı destan sınıfına sokmak mümkün değildir. Bunun için bazı özel şartların olması gerekir.

Bunlar yerine gelmişse, destan olarak değerlendirilir ve tarihi hadiseler yazılırken bunlardan yararlanılır.

Hiç şüphesiz Türk destanlarının en muhteşemlerinin başında Oguz-nâme gelir.

Bunun yanısıra Türklerin Türeyişi ve Ergenekun, Tölöslerin Türeyişi, Sır Tarduş Boyunun Yok Olması, Uygurların Türeyiş ve Göç Destanları, Kimek,Başkurt, Alp-Er Tonga, Hun Liu Yüan (Yügen), Attila (Ata İllig), Çor Destanı bizim sözlü edebiyatımızın en eski bakiyeleridir.

Bir nev’i Oguz-nâme olan Dede Korkut Hikâyeleri de Türk kültürünün bir şaheseridir1.
Bununla beraber ismi hususunda şimdiye kadar herhangi bir denemeyapılmayan tarihte önemli olaylara imza atmış Türk beylerinden birisi de, An Lu-shan’dır.

Maalesef Çin dili uzmanları veyahut da bizdeki sinologlar, böyle
meselelere kafa yormadıklarından dolayı Türk tarihinin ve kültürünün pek çok tartışmalı problemini halledemiyoruz. Zamanında, büyük Atatürk tarafından kurulmuş olan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde eski Türk tarihinin kaynaklarının araştırılması ve Türklere ait yabancı belgelerin çevrilmesi için bir Sinoloji (Çin Dili) Kürsüsü açılmış ise de, tıpkı diğer bölümlerde olduğu üzere burası da esas görevini unutarak, sadece günümüzde basit tercümanlar yetiştirmeye yönelik çağdaş Çin dilini öğretmekle yetiniyor.
An Lu-shan, 8. asırda Uygur Kaganlığı zamanında karşılaştığımız bir Türk beyidir.

Onun kimliği konusunda bugüne kadar değişik görüşler ortaya
atılmıştır. Bunun da başlıca nedeni Çin dilinin öğrenilmesi, onun sorunları ve Çinlilerin yeterince bilgi vermemeleri yüzündendir. An Lu-shan’ın bir Mogol veya Sogdlu olduğu söyleniyorsa da bizce bu doğru değildir.

Bununla birlikte onun bugünkü Çin’in Ying-chou eyaletinde, 703 senesinde bir Türk prensi baba ile Sogdlu bir anneden doğduğunu söyleyenler de mevcuttur.

Ama Çinkaynaklarına göre, annesi Arslanlar (A-shih-te) soyundan gelen bir kamdı ve babası öldüğünde bir müddet Kök Türktopraklarında kaldılar.

Dolayısıyla yabancı bir halktan gelme ihtimali yoktur.

Yine An Lu-shan’ın atalarının Kapgan Kagan’ın 7. yüzyılın sonlarına doğru yaptığı seferlerde devletin merkezine yerleştirildiğini, fakat 716’da da Kök Türk Kaganlığı’ndaki iktidar değişikliği sırasında yaşanan olaylar ve isyanlar yüzünden Çin’e kaçtıkları belirtilir.

Belgelerden anlaşıldığı kadarıyla An Lu-shan’ın ailesi kamlık sanatıylauğraşıyordu.

Son derece zeki olan bu Türk liderinin, 742 senesinde Çin imparatoruyla tanışması onun önünü açtı ve imparatorun güvenini kazanarak; Çin’de iyi bir mevki edindi2. Para ve sefahata düşkün Çinli memurları çok iyi kullanıyor, onlara verdiği rüşvetler sayesinde sürekli yükseliyordu.

Kendine ait bir
idari bölgeye de sahip olan An Lu-shan, imparatorun sarayına istediği zaman girip-çıkıyor; kraliçe ve prenseslerle çok yakın ilişkilerde bulunabiliyordu. Hatta imparatoriçenin ona âşık olduğu yolunda dedi-kodular da çıkmıştı. An Lu-1
Daha geniş bilgi için bakınız, S. Gömeç, Türk Destanlarına Giriş, Ankara 2008. 2
An Lu-shan’ın gençliğinde bir koyun çalarken yakalandığı ve Yu-chou (Pekin civarları) garnizonunun başkomutanının
huzuruna çıkarılarak, idamının istendiği söylenir. Ancak komutan onu çok sevimli bulmuş ve yanına alarak, evlatlığı
yapmıştı. Bu sayede onun talihi değişti. Bakınız, C. H. Huang, T’ang Devrinde Tibetlilerin Çinliler ve Orta Asya
Kavimleriyle Münasebetleri, Doktora Tezi, Đstanbul 1971, s. 110; E. Esin, Türk Kosmolojisine Giriş, Đstanbul 2001, s. 63.


shan’ı çekemeyen Çinli vezirler ve komutanlar ileride başlarına bela olacağını
işaret ettilerse de, bunun pek işe yaramadığını görmekteyiz. Herhalde, Çin
hükümetiyle vakti geldiğinde münasebetlerini koparmayı planlayan An Lushan birtakım hazırlıklarda bulunuyordu. Arasında yabancıların da yer aldığı,
ama temelini Türklerin oluşturduğu ve Çin başkentine çok yakın bir mevkide,
sayısı 150 bine varan kuvvetli bir ordu topladı.
Nihayet 755’te, o dönemdeki Çin baş-vezirini sevmediğini ileri sürerek isyan bayrağını açtı3
. Çinliler belki onu hafife aldılar ve taktiksel bir hata olarak,
bu ayaklanmaya karşılık, An Lu-shan’ın çocuklarından birini öldürdüler. Fakat
iki büyük Çin ordusu An Lu-shan’ın adamları tarafından yenildi. Çin imparatoru yerini oğluna bırakarak, kaçmak zorunda kaldı. Yine tarihi vesikaların
haberlerine göre; imparatorla beraber firar eden askerler başlarına gelen bütün
bu felaketlerin sorumlusu olarak gördükleri imparatoriçeyi yolda boğarak öldürdüler.
Türkler karşısındaki bu büyük hezimet üzerine Çinliler, başka bir Türk
idaresinden, Ötüken Uygur Kaganlığından yardım talebinde bulundular. Ne
yazık ki Uygur hakanı bu isteğe olumlu cevap verdi. Kuzeyden gelen dinamik
ordu ve mukaddes kagana karşı, An Lu-shan’ın yanındakilerin bir bölümü
savaşmak istemeyince, Çin’deki Türkler de ona cephe almaya başladı. Bu sırada Çin’e giden ordunun önünde Uygur kaganı bulunuyordu ve o ilk önce An
Lu-shan’ın en güvendiği müttefiki olan Tongra Türklerini sindirdi. Daha sonra
bu mükemmel askeri kıtanın komutanlığını Börü Kun (Moyun Çor) Kagan’ın
oğlu Ulug Bilge Yabgu üstlendi. Türk-Uygur ordusu Çin ülkesine büyük bir
ihtişamla girmişti. Onları karşılayan Çinli yetkililer kurt başlı sancağın önünde
eğilip, onu selamlıyorlar ve öpüyorlardı.
Çin tarihinde bir dönüm noktası olan An Lu-shan maalesef kuzeyden gelen
bu akrabalarına karşı başarısız olup, bozgunlar peşi-sıra gelince, nihayet kendi
adamları tarafından öldürüldü. Söylendiğine göre, 60-70 bin civarında insanın
öldüğü4
An Lu-shan hareketini, vefatından sonra oğulları ve komutanları devam ettirmeye çalıştılar.
An Lu-shan’ın ölümü hususunda çeşitli rivayetler vardır. Bunlardan bir
tanesi, hastalanarak kör olması yüzünden, danışmanları tarafından öldürüldüğü şeklindedir. İşte buna binaen bazı ilim adamları An Lu-shan ile tarihteki
Kör-oglu’nu birleştirmektedirler5
. Bu ne dereceye kadar doğrudur, bilemeyiz;
ama bir hakikat söz konusu ki, Kör-oglu Destanı sadece Türkiye topraklarında
yaşayan bir halk hikayesi değildir. Ona ait izlere Azerbaycan ve Türkistan gibi

3
J. Mirsky, “Structure of Rebellion: A Successful Insurrection Furing the T’ang”, Journal of the American Oriental Society,
89/1, 1969, s.68.
4
D. C. Twitchett, The Government of T’ang in the Early Eighth Century”, Bulletin of the School of Oriental and African
Studies, 18/2, London 1958, s. 322; E. H. Pritchard, “Thoughts on the Historical Development of the Population of China”, The Journal of Asian Studies, 23/1, 1963, s. 11; S. Gömeç, Uygur Türkleri Tarihi, 3. baskı, Ankara 2009, s.74
5 C.Hacıyev, Köroglu’nun Çin Gaynagları, Bakı 1998.


diğer Türk coğrafyalarında da rastlıyoruz. Bu yüzden Kör-oglu Destanı’nı da
umumen Türk dünyasına mal etmek yerinde olur.
Başka bir mevzu da, An Lu-shan ayaklanmasından bütün Orta Asya Türklüğünün etkilenmiş olmasıdır. O, çalkantılı yıllarda Çinliler bu hadiseler için
şarkılar yazmıştır. Yani, Asya’daki pek çok kavim şöyle veya böyle, bu toplumsal harekete katıldılar. Hatta An Lu-shan olaylarının doğrudan veya dolaylı Çinlilerden daha çok Türklere tesiri olduğunu da söyleyebiliriz. Mesela, bu
isyanı bastırmak için Çin’e gittiği esnada, Bögü Kagan’ın orada tanıştığı Mani
rahiplerini ülkesine getirerek, Maniheizmi resmen devlet dini olarak seçmesi
önemlidir. Bunun yanı sıra bazı Uygurların Çin’e yerleşerek ticaret hayatına
meyletmeleri, insanların yerleşik hayatın nimetlerine ve zaaflarına kapılmaları,
tembelliğin hastalık şeklini alması, toplumun bel kemiğini oluşturan kadınların, Çinli hanımlara özenmeleri, hırsızlık, dolandırıcılık ve rüşvet gibi kötü
alışkanlıklar, Türk sosyal hayatında bir çöküşe sebep oldu.6
AN LU-SHAN’IN DOĞUMU HİKÂYESİ∗
Büyük Arslanlar (A-shih-te) ailesinin kadın kamlarından birisi sürekli
savaşçı bir oğlan sahibi olmak için Tanrı’ya yakarıyordu. Dilekleri Tanrı
katında kabul oldu ve bundan kısa bir süre sonra hamile kaldı. Nihayet doğum
günü geldiğinde, beklenmedik bir anda çadırın tepesinden giren bir ışık
hertarafı aydınlattı. Bu sırada kurt, kuş, bütün yabani hayvanlar uludu. Sanki
onun doğumunu hep birlikte kutluyorlardı. Obada bulunan kamlar bunu
gökteki birtakım olaylara yordular ve şans getireceğini söylediler.
Fakat o zaman onların yaşadığı yer Çin imparatorluğunun kontrolü
altındaydı. Çinli görevliler bu hadiseyi duyduklarında hemen oraya vardılar.
Tanrı’nın gönderdiğine inanılan bu çocuğun ortadan kaldırılması lazımdı.
Çadırı kuşatarak içindekileri öldürmek istediler. Ama anne ve çocuk
durumdan haberdar olunca oradan kaçtılar ve saklanarak, ölümden
kurtuldular. An Lu-shan’ın annesi de Tanrı tarafından esirgendiklerine
inanıyordu. Onu Tanrı’nın bir lütfu olarak gören kadın çocuğuna Batır/
Urungu (savaşçı anlamına gelen Ya-lo-shan) adını verdi.
An Lu-shan’ın doğumu hikâyesindeki bazı motifler, diğer Türk destanlarında da karşımıza çıkan ana temalardır. Bunlardan birisi, yukarıda da gördüğümüz üzere, aşırı derecede bir erkek çocuğa sahip olma hayalidir. Bunun da

6
Twitchett, a.g.m., s. 322; M. T. Liu, Die Chinesischen Nachrichten zur Geschichte der Ost-Türken (T’u-Küe), Wiesbaden
1958, s. 267; R.Grousset, Bozkır Đmparatorluğu, çev. R. Uzmen, Đstanbul 1980, s. 128; S. G. Klyaştornıy,
Drevnetyurkskiye Runiçeskiye Pamyatniki Kak Istoçnik Po Istori Sredney Azii, Moskva 1964, s. 121-122; Huang, a.g.t.,
s.110-118; P.Hill, “The Chinese Song-Cycles of Brian Dennis”, Tempo, No 37, Cambridge 1981, s.28; L. N. Gumilev,
Hazar Çevresinde Bin Yıl, çev. A. Batur, Đstanbul 2001, s. 218.
∗Bu parça M. T. Liu’nun söz konusu eserinin 677-678. sayfalarından alınmıştır.


sebebi, ailenin ve soyun devamı için evlat şarttır. İşte o zaman aile anlamlı bir
bütün haline gelir. Ailenin esas gayelerinden birisi de nesli çoğaltmadır7
.
Bir diğer unsur ise, ışıktır. Destanların büyük kahramanları; bu kahramanlara kadınlık ve kutsal Türk çocuklarına annelik yapan hanımlar, çoğu kere
ilahi bir ışıktan doğarlar. Oguz Kagan Destanı’nın baş kahramanı Oguz dünyaya geldiği zaman onun yüzü gök, yani aydınlık idi. Oguz’un Kün, Ay, Yılduz adlı büyük oğullarını doğuran ilk karısı, ortalığı karanlık bastığı zaman
gökten inen bir ışıktan peyda olmuştu. 4. asrın başlarında Çin’in kuzeyinde,
Ordos’taki Chao bölgesinde teşekkül eden Hun hanedanlığının kurucusu Şad
İlli (She-le) doğduğunda, annesinin etrafında ışıklar parlamıştı. Ayrıca Uygur
destanlarında, Uygurlara baş seçilen Bögü (Bugu) Han, diğer dört kardeşiyle
beraber Togla ve Selenge ırmakları arasında bir ağaç üzerine düşen semavi bir
ışıktan yaratılmıştır.
İslamiyetten sonraki destanlarda da ısrarla sürecek bu kutlu ışık, Türk inanışına ve düşüncesine; var olmanın temel unsurlarından güneşin ve ışığın yansımasından başka bir şey değildir. Eski Türk dininin cennete gitmeyi ifade
eden “uçmak” hadisesi ve “sonsuzluk” da bir ışık âlemidir. Uygur Kaganlığı
zamanında kabul olunan Maniheizmin de temel tanrısı iyilik, yani ışık tanrısıdır. Çünkü Bögü Han’ın rüyalarına giren kız bir nur gibidir.
Bütün bu ışık motifleri bize eski Türk inanış ve düşüncesinde ışığın önemli
bir unsur olduğunu göstermektedir. Türklerin Müslümanlığı seçtikten sonra
İslam nuruna neden bu kadar sarıldıkları bunu ortaya koymaktadır. Onlar,
İslamın aydınlığını karanlıkta kalmış ülkelere yaymak için yüzlerce yıl canını
vermişlerdir. İslamdan önce de bu Türk adaletinin ışığı ve temizliğinden başka
bir şey olmasa gerek8
.
Destanların teşekkül ve kayda geçiş yerleri neresi olursa-olsun, bunların
muhtevasında aynı düşünüş ve anlayışa rastlanılması, bu insanların hepsinin
ortak bir kültüre sahip bulunduklarının bir göstergesidir.

7   Z. Gökalp, Türk Medeniyeti Tarihi, haz. Đ. Aka-K. Y. Kopraman, Ankara 1976, s. 293; E. Kuran, “Türk Ailesinin Mahiyeti
ve Tarihi Gelişmesi”, Aile Yazıları I, derleyenler, B. Dikeçligil-A. Çiğdem, Ankara 1991, s. 365; M. Eröz, “Türk Ailesi”, Aile
Yazıları I, derleyenler, B. Dikeçligil-A. Çiğdem, Ankara 1991, s. 236-237; B. Gökçe, “Aile ve Aile Tipleri Üzerine Bir Đnceleme”, Aile Yazıları I, derleyenler, B. Dikeçligil-A. Çiğdem, Ankara 1991, s. 207.
8
Gömeç, Türk Destanlarına…, s. 12.


KAYNAKÇA
-Eröz, M., “Türk Ailesi”, Aile Yazıları I, derleyenler, B. Dikeçligil-A. Çiğdem, Ankara 1991.
-Esin, E., Türk Kosmolojisine Giriş, İstanbul 2001.
-Gökalp, Z., Türk Medeniyeti Tarihi, haz. İ. Aka-K. Y. Kopraman, Ankara 1976.
-Gökçe, B., “Aile ve Aile Tipleri Üzerine Bir İnceleme”, Aile Yazıları I, derleyenler, B. Dikeçligil-A.
Çiğdem, Ankara 1991.
-Gömeç, S., Türk Destanlarına Giriş, Ankara 2008.
-Gömeç, S., Uygur Türkleri Tarihi, 3. baskı, Ankara 2009.
-Grousset, R., Bozkır İmparatorluğu, çev. R. Uzmen, İstanbul 1980.
-Gumilev, L.N., Hazar Çevresinde Bin Yıl, çev. A. Batur, İstanbul 2001.
-Hacıyev, C., Köroglu’nun Çin Gaynagları, Bakı 1998.
-Hill, P., “The Chinese Song-Cycles of Brian Dennis”, Tempo, No 37, Cambridge 1981.
-Huang, C. H., T’ang Devrinde Tibetlilerin Çinliler ve Orta Asya Kavimleriyle Münasebetleri, Doktora
Tezi, İstanbul 1971.
-Klyaştornıy, S. G., Drevnetyurkskiye Runiçeskiye Pamyatniki Kak Istoçnik Po Istori Sredney Azii,
Moskva 1964.
-Kuran, E., “Türk Ailesinin Mahiyeti ve Tarihi Gelişmesi”, Aile Yazıları I, derleyenler, B. Dikeçligil-A. Çiğdem, Ankara 1991.
-Liu, M. T., Die Chinesischen Nachrichten zur Geschichte der Ost-Türken (T’u-Küe), Wiesbaden 1958.
-Mirsky, J., “Structure of Rebellion: A Successful Insurrection Furing the T’ang”, Journal of the
American Oriental Society, 89/1, 1969.
-Pritchard, E. H., “Thoughts on the Historical Development of the Population of China”, The
Journal of Asian Studies, 23/1, 1963.
-Pulleyblank, E. G., The Background of the Rebellion of An Lu-shan, London 1955
-Twitchett, D. C., The Government of T’ang in the Early Eighth Century”, Bulletin of the School of
Oriental and African Studies, 18/2, London 1958.

Kaynak

Yazar Hakkında

Yazılar sayısı : 1540

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

10.182 Spam Comments Blocked so far by Spam Free Wordpress

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Üstüne gidin