Buradasınız:Anasayfa » Dünya Tarihi » İNKA, MAYA, AZTEK VE TÜRK ORTAK KÜLTÜRÜ

İNKA, MAYA, AZTEK VE TÜRK ORTAK KÜLTÜRÜ

TARİHİN GİZEMLİ UYGARLIĞI ‘MAYALAR’
Mayalar, MS. 1. milenyumda tarih sahnesinde yerlerini almış olan bir Orta Amerika toplumudur. Yaşadıkları coğrafyayı anıtmezarlar, görkemli tapınaklar ve gözlemevleriyle süsleyen Mayalar, geçmişi pek çok bilinmeyenle dolu, astronomi alanında çığır açmış gizemli ırklarından biridir. Mayalar, bilgilerini kayıp kıta Atlantis’in uygarlığı Mu’ya mı borçludur bilinmez lakin olağanüstü yeniliklere imza attıklarını söylemek yanlış olmayacaktır.
Bu sıra dışı uygarlığın matematik ve astronomide çağlarının çok önünde bilgilere sahip olduğu bilinmektedir. Güneş, Ay, Mars ve Venüs hakkında net gözlemlerde bulunan Mayalar çok daha uzak yıldızları ve hareketlerini dahi izleyebilmişlerdir. Yaşadıkları dönemde güneş tutulmalarını önceden tahmin edebilmeleri bunun kanıtı niteliğindedir.
Mayalar astronomide olduğu gibi matematikte, tıpta, eczacılıkta, fizik ve kimya alanlarında da şaşırtıcı ilerlemeler kaydetmişlerdir. Yapılan araştırmalar Mayaların 2 bin yıl öncesinde kusursuz beyin ameliyatları gerçekleştirdiklerini, saç telleri ile dikişler attıklarını, diş dolguları yaptıklarını ortaya koymaktadır. Rakamları kutsal atfeden Mayaların mimari dâhil olmak üzere yaşamlarının her alanında ileri düzeyde bir matematik kullandıkları görülmektedir. Sümerlerin sistemi dışında 0 rakamını kullanan ilk uygarlık da yine Mayalar olmuştur.
Mayalar üç farklı takvim sistemi kullanmışlardır. Bunlardan en dikkat çekici olanı gündelik yaşamlarında kullandıkları ve bir güneş yılını 365 gün olarak belirledikleri güneş takvimidir. Tam olarak söylemek gerekirse bu takvime göre Mayalar’ın bir yılı 365,2420 gündür. Modern astronomiye göre bir güneş yılının 365,2422 olduğu göz önüne alındığında ikisi arasındaki farkın yalnızca 17 saniye olduğu görülmektedir. Günümüzden bin yıllar öncesinde Mayaların kullanmış olduğu bu takvim uygarlığın astronomi alanında ne denli ileri bir bilgiye sahip olduğunu gözler önüne sermektedir.

MEKSİKA’DA BİR TÜRK; ‘MAYATEPEK’
Olağanüstü özellikleri ile Mayaları tanıyarak başladığımız yolcuğumuza Tahsin Bey’in Meksika araştırmaları ile devam ediyoruz.
Türk Dil ve Tarih Kurumu’nu kurduran, Türkler ve Türk Dilleri hakkında araştırmalar yapılmasını isteyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Güneş Dil Teorisi”nin de araştırmacılarından biri olan Türk diplomatı Tahsin Mayatepek’i Meksika’ya maslahatgüzar olarak tayin etmiştir.
Tasin Bey de görevi ifa etmek için Meksika’ya giderek Maya dili ve kültürü üzerine araştırmalar yapmıştır. MÖ. 50.000 – 12.000 yılları arasında Büyük Okyanus’ta var olduğu ve büyük bir felaket sonucunda battığı iddia edilen “Atlantis- Mu Uygarlığı” üzerine yoğunlaşan Mayatepek öncelikle Amerikalı jeolog William Niven’in 1920’lerde yaptığı çalışmaları incelemiştir. Niven, Meksika’nın başkenti Meksika City’nin kuzeyinde yaptığı kazılarda tabletler bulmuş ancak yazıları çözememiştir. Tabletleri çözen kişi ise Tarih Bilimci James Churchward olmuştur. Tam olarak 12 bin yıl öncesine dayanan bu tabletlerin üzerinde Mu Uygarlığının kurulu olduğu Kayıp Kıta Atlantis’ten söz edilmektedir.
Churchward, “Tabletler çok eski bir tarihte dünyamızda bizden daha üstün ve çok daha ileri bir uygarlığın yaşam sürdüğünü tartışmasız bir biçimde kanıtlıyor. Tabletler, Mu kıtası insanlarının, bir yandan Türklere, Uygurlara, bir yandan Hindistan, Babil, Pers, Mısır ve Maya uygarlıklarına kadar bağlar kurmuş olduğunu ve varlıklarını sürdürmüş bu artçıl uygarlıkların da Mu’ların sönmekte olan közlerinden başka bir şey olmadığı konusuna şahitlik etmektedirler” demiştir.  

MU UYGARLIĞININ ORTA ASYADAKİ ÇOCUKLARI ‘UYGURLAR’
Tahsin Mayatepek Atatürk’e Churchward’ın 3 kitabını göndermiştir. Mayatepek Atatürk’e kitaplar haricinde 3 defterden oluşan toplamda 14 adet rapor sunmuştur. Bugün defterlerden biri kayıp olmakla birlikte 7. raporundan 14. raporuna kadar ki kısmının korunduğu bilinmektedir. Mayatepek raporlarının birinde;
“70 bin sene önce arzın üçüncü devresinde Mu’dan çıkan yüksek ilmi marifet sahibi insanlar, üç muhtelif yolu takip ederek Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarına yayılmışlar ve oralara yüksek medeniyetlerini götürmüşlerdir. Birinci kolu Mu’dan Maya namıyla çıkarak, Asya’nın şark kıyılarına ayak bastıktan sonra Uygur namını alan Mu çocukları teşkil etmektedir”ifadelerine yer vermiştir. 
Yani Tahsin Bey, Churchward’e dayanarak Mayaların ve Uygurların Mu’nun çocukları olduklarını ve dünyaya medeniyeti yaydıklarını anlatmıştı. Tahsin Bey hazırladığı rapora şu sözlerle devam etmiştir: 
“Uygurlar, Asya’nın şark kıyılarına gemilerle çıkarak oralardan Orta Asya’ya müteakiben Balkanlara ve nihayet Fransa’nın garbındaki Britanya ve İspanya’nın kuzeyindeki Bask arazisine ve İrlanda adasına kadar yayılmışlar ve bu suretle Asya’nın şark kıyılarından Avrupa’nın garp sahillerine kadar uzanan cesim araziye Mu’nun ve diğer deyişle Türklerin medeniyet dil ve dinini neşretmişlerdir.”
MU- MAYA- TÜRK DİL BENZERLİĞİ VE ORTAK KELİMELER
Mayatepek Maya dili ve kültürü ile Orta Asya kavimleri ve Türk dili, Türk kültürü arasındaki benzerlikleri, Güneş Kültü, semboller, işaretler, kelime kökenleri, kilim desenleri, şaman inanışı, gelenekler ve uygulamalarına dair benzeşen örnekleri tespit etmiş ve James Churchward’ın eserlerine de dayanarak, konuyu Mu Medeniyeti’ne kadar dayandırmıştır.
Mayatepek çalışmalarını asıl olarak dil birlikteliği üzerine yoğunlaşarak yürütmüştür. Benzeşen veya türdeş denilebilecek kelimelerin sayısı 100 den fazladır. Ama sadece dil benzerliği yoktur.
Örneğin güneş imgesi hem Mu’larda hem de Uygurlar’da kutsaldır ve ‘tanrı’ anlamına gelmektedir. Mu uygarlığının en temel sembollerinden biri olan Ay, Uygurlar’dan bu yana birçok Türk devletinde bayraklarda kullanılan bir simge olmuştur. Tahsin Bey’in büyük bir titizlik ve heyecanla yürüttüğü çalışmaların sonucunda benzerliği noktasında şaşırtan kelimelerden bazıları ise şöyle;
Maya dilinde: Tuy- Türk dilinde: Tüy
Maya dilinde: Kiniş- Türk dilinde: Güneş
Maya dilinde: Koça- Türk dilinde: Büyük
Maya dilinde: Yaşıl- Türk dilinde: Yeşil
Maya dilinde: Yaş- Türk dilinde: Yaş
Tahsin Bey’e ‘Mayatepek’ soy isminin Atatürk tarafından verildiğini yazımızın en başında belirtmiştik. ‘Maya dilinde ‘Tepek’in Türk dilinde karşılığı ‘Tepe’dir. Ve ‘Mayatepek’ ‘Tepedeki Maya’ anlamına gelmektedir. 
Tarihin gizemli dünyasında, görkemli anıt mezarlar, tapınaklar ve gözlemevleri inşaa eden Mayaların astronomi, matematik, tıp gibi pek çok alanda sahip oldukları ileri düzeyde bilgileriyle örgütledikleri yaşamlarından bizlere bıraktıkları kalıntılar hala cevaplanabilmiş değil.
Tıpkı kayıp kıta Atlantis ve Mu Uygarlığı gibi…
Olağanüstü özelliklere ve gelişmişliğe sahip Mu Uygarlığı ve bu uygarlığın çocukları sayılan Mayaların gerçekten Türklerle bağları var mıdır henüz netleşmiş değil lakin konuya ilişkin daha kapsamlı bilgilere, Churchward’ın ‘Mu’nun Çocukları’ adlı kitabından ve Sinan Meydan’ın ‘Köken’ adlı kitabından ulaşabilirsiniz. 
Muhabir: Ceren Şahin
Kaynak:http://www.anadoludabugun.com.tr/tarihin-gizemli-dunyasinda-bugun-mayalar-ve-turkler-kardes-mi-47117

Yazar Hakkında

Yazılar sayısı : 1295

One comment on “İNKA, MAYA, AZTEK VE TÜRK ORTAK KÜLTÜRÜ

  1. Ek bilgi.
    Asya’da uygarlık yaratan Türkler ile Amerika kıtasında yaşayan eski uygarlıklar Maya- Aztek- Olmek uygarlıkları arasında sembollerle başlayan benzerlik, bir sürü konuda şaşırtıcı noktalara ulaştı.
    Asya’da Hitit Güneşi olarak bilinen sembolde ki TENGRİ (yani evrenin her yerindeki tanrı) ile Maya ve Aztek tanrısı Quetzalcoatl ‘ın sembolü arasındaki benzerlik karşılaştırmaya değer. Hele bu tanrının adını “kutsal katlı” olarak okuduğumuzu düşünürsek anlamsal ve sembolik benzerlik iyice artar. (Kutsal katlı, Tengri ile aynı anlamdadır)
    Maya ve Aztek tanrı isimlerinde Türkçe ile başka hoş benzerlikler de mevcuttur.

    Chac: Yani “Çak” Mayaların yıldırım ve şimşek tanrısıdır. Çak şeklinde okunan bu sözcük halen bile dilimizde “Şimşek çaktı” şeklinde varlığını sürdürmektedir.

    Kinich Ahau: Maya güneş tanrısıdır. Kinich veya Küniş, Türkçe “Güneş” kelimesi ile neredeyse birebir aynıdır. Eski Türk inancında “Künhan” Güneş-Han adı kutsal güneşe verilen isimlerden biridir. Ahau ile Han sözlerinin yakınlığı ise dikkat çekicidir.

    Xiuhtecuhtli: ateş ve zaman tanrısıdır, çifte göreve sahiptir ve çifte kutlu olarak okunabilir.
    Tezcatlipoca: Tez = hızlı, Katlı = Kat eden (hareket eden) ve B den P ye dönüşümle Bora sözü “poca” şeklini almış olabilir. Tezkatlıbora rüzgâr tanrısıdır.

    Xochiquetzal: Güzellik ve çiçek tanrıçası idi. Burada “quetzal” sözünün kutsal olduğunu Xochi’nin çok olduğunu kabul edersek bu durumda “Çok kutsal” adı ortaya çıkmış olur.
    Aşağıda sıralanan Kızılderili dilinde kullanılan kelimeler ile Türkçe arasındaki benzerlikler gerçekten dikkat çekici.

    Yat-kı: yatılan ev
    Tamazkal: Hamam, temiz kalmak
    Yanunda: yanında
    T- sün: uzun
    Misssigi: Mısır
    Tepek: tepe
    Hu: selam
    Türe: töre
    Tete: dede
    Atış-ka: ateş
    Aş- köz: yemek
    Yu: su
    Yu-mak: yıkamak
    Köç: göç
    Tekun: tekin
    Atağ: ata
    Yaşıl: yeşil
    Çakira: çakır
    Kün: Gün
    Atapaskan: Kızılderili kabilesinin adı
    Ata-Hualpa: Son Maya kralının adı
    Kalakmul, Uaxactun, Kopan: Maya şehirlerinin isimleri.

    Kızılderili kelimeleri ile Türkçenin karşılaştırıldığı bu birkaç örnek dışında Fransız dilbilimci Dumesnil, Kızılderililerin kullandığı 320 kelimenin Türkçe ile aynı olduğunu tespit etmiştir. Tarihçi Ord. Prof. Denis Sinor’ un araştırmalarına göre, töre, kültür, inanış, din, semboller, dil ve gelenekler arasında çok ciddi benzerlikler mevcut. Bazı bilim adamı ve tarihçilere göre genetik incelemelerde de ciddi kanıtlar tespit edilmiştir. (Gen araştırmaları etiklik açısından genellikle gizli yapıldığı için kaynaklarımız sınırlı ne yazık ki.)

    Tarihteki araştırmalara göre Kızılderili gelenekleri ile Türk gelenekleri arasında aşağıda listelenen benzerlikler tespit edilmiştir. Tork isimli, hilal şeklinde kolyeyi tıpkı Torkom’lar gibi Bozok kabileleri olan sarışın Kızılderili kabilelerinden Navajo’lar, Şanı’lar, Ocibya’lar kemikten yapılmış olarak boyunlarına takmaktadırlar. Bu “Tork”ları, Çokta Kızılderilileri hilalin ortasına yıldız koyarak göğsü kaplayan geniş bir Ay yıldız kolye olarak kullanırlar.

    Mayalar kendi dillerine aynı bizim ifademizle Mayanca demektedirler. Maya’ların Orta Amerika’daki önemli yerleşim yerlerinden olan “Yuka-tan” isminin Türkistan’ın Yok-Tan bölgesinden gelme olduğu anlaşılmıştır. Bu bölge Sümer Türklerinin Mezopotamya’ya göçmeden evvelki yerleşim sahası idi…

    Bir diğer Maya lehçesinde BİZ için OGH sözcüğü kullanılıyordu. Bu sözcük de Ön-Türkçedir. Çünkü Asya kökenli Türk boylarına On-OK, Boz-Ok, Üç-Ok dendiğini biliyoruz. Buradaki OK sözcüğü BİZ demek olup topluluk ve boy anlamını aktardığı gibi, yönetici kişinin de kendine OKH olarak hitap ettiğini görüyoruz. Kızılderili yöneticiler beyazlarla karşılaştıklarında sağ ellerini kaldırıp OGH veya UGH derlerdi. Yani “Yönetici olan ben (biz) seni (sizi) selamlıyorum”.

    Tahiti adasına ayak basan Kaptan Cook Kızılderililerin başlarına taktıkları çiçekten başlığa Türk adı verdiklerini 1769 yılında tespit etmiştir.
    Fiji adalarında Rotuma yerlilerinin dillerinin Altaik dil olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Endonezya adalarının dillerinin de Altay dillerinden olduğu anlaşılmıştır.

    Doktor kelimesi yerine Ah-men, kırık çıkıkçıya Kak-bak, şifacı hekime Ah-bak, çocuk doğurtan ebeye ilk-alan-zah derlerdi. Bütün Altaylılar gibi Kızılderililer birbirlerine amca, baba, teyze, hala, ağabey diye hitap ederler. Maya Kızılderililerinde 1878 yılında el öpme âdeti tespit edilmiştir.

    Mohavk Kızılderilileri uzun eşek oyunu da dâhil 12 Anadolu oyununun 11 tanesini bilmektedirler. Güreş ise bütün Kızılderili kabilelerinde dua ile başlanılan en önemli ata sporu olarak tatbik edilmektedir.
    Anadolu Türklerinin parmaklar arasına sicim gererek oynadıkları sicim oyunu Atapaskan ve Keçuva kabilelerinde de oynanmaktadır. Üstelik figürler ve isimler de aynıdır. Eğer Anadolu’da bir figüre yıldız deniliyorsa, Kızılderililerde de yıldız denmektedir.
    İnka’lar kök sülalesine “Ay-ullu” yani ulu soy demekle beraber, kendi yöneticilerine Kur-Hakan demekteydiler.

    İnka’lar çocuklarına bir kahramanlık gösterene kadar ad vermezlerdi. Ad verme işlemi merasimle yapılırdı bir kişi ölene kadar bir düzine ad ve nam sahibi olabilirdi. (Dede Korkut Hikâyelerinden Boğaç Han’ın hikâyesini hatırlatıyor.)

    İnkalar Kapaktokon Efsanesi ile birbirlerine büyük benzerlik gösteriyor. Manço Kahan’ın (Kapan’ın) atası Atay (Atav) bir felaketten tek başına kurtulur. Kayalarla kapalı bir mağaraya sığınır. Bir kurt “Er- Ak- Koca” nurlu bir tas verir. Atay bununla kayaları eritir ve kavminin başına geçer. Cihangir bir devlet kurar. Bunun yanında Kırgızların Yaratılış Efsanesi ile Türk asıllı Finlerin Kalavela Efsanesi kelime kelime Kızılderililerin efsanesiyle aynı. ( Ergenekon Destanı )

    Kına yakma bütün Kızılderili kabilelerinde, Anadolu ve Orta Asyalı Altaylılar gibi uygulanmaktadır. Beşik kertmesi töresi aynı şekilde yaygın bir töredir.

    Loğusa kadın bütün Altaylılar gibi kutsal sayılırdı. Loğusanın kırkını yaparlardı. Ölülerini bütün Altaylılar gibi, silahları ve atı ile birlikte “Kur-gan”lara gömerler. Kan davası bir töre olarak uygulanırdı.
    Mayalar ölüm yıl dönümünde Yıl aşı verirler, cenaze törenlerinde erkekler yüzlerine kara boyalar sürerlerdi.

    Toltek Kızılderililerinin gebelik ve bereket tanrısı Tez Katlı Poka ( Tez katlı boğa )dır. Kızılderililerde cennet ve sırat köprüsü kavramı vardır. Cennete Vakui ( Akui – Altından ırmaklar akan yer ) derlerdi.
    Siu Kızılderilileri’nin 1870 yılı sonlarında Papıti, Muhave, Kalamat, Şoson, Irok gibi kabilelerinde “ Hu ” çekerek

    Bektaşi semahlarına benzeyen ayinler yaptıkları tespit edilmiştir.
    İnkalarda Kopuz benzeri bir saz kullanıldığı tespit edilmiştir. Aztek ve Mayalar Ç-şıra ( şıra ) isimli içki içerler. İnkalar ise bu içkiye Çira derlerdi.

    Tüm bu Asya kökenli diller Türkçe ile ilgilidirler. Hepsi de ortak bir kök dilden türemiştir. Bu kök dile Ön-Türkçe de diyebiliriz. Fakat Rus dilciler bu kök dile Nostratik demeyi uygun bulmuşlardır.
    Nostratik hakkında pek çok yayın vardır. Fakat ne yazık ki, bizim yerli dilcilerimiz Ön-Türkçe üzerine asla eğilmemekte bu konuda araştırma yapmadıkları gibi, yapanları da küçümseyip alay etmektedirler.
    Bu ilgiyi veya ilişkiyi bulup çıkarmak hem hoş bir uğraş olmakta, hem de dünya dilleri hakkında daha derin bir bilgi elde etmemizi sağlamaktadır.

    Örneğin, “Maya” sözü Türkçe “kök, asıl cevher” anlamına gelir. Bira mayası, ekmek mayası hepimizin bildiği sözlerdir. Şu halde Maya kültürü Ön-Türkçe “Kök kültür” anlamına gelmektedir.
    Keza, “Aztek” adı da Az-tek şeklinde iki heceye ayrıldığında “Az fakat tek olan” yani kendine has olan bir kültür anlamını taşımaktadır. Az sözcüğü z-s dönüşümü göz önüne alındığında ASYA sözünde vardır. Asya sözü de “Az-öyü” demek olmaktadır. Öyü sözü “yerleşim bölgesi” demek olup bugün kullandığımız “köy” sözü “OK-öyü” (Ok’ların yerleşim bölgesi) olmaktadır.

    OK adı Ön-Türklerin kendilerine ve kendi yöneticilerine verdikleri bir isimdi. Bu konu oldukça derin bir araştırma konusu olduğundan daha ileride söz edeceğim.

    ATAPASKAN dil gurubunun adı da Ön-Türkçe olarak Ata-Başkan şeklinden başka bir şey olmadığı görüşündeyim. Dilciler bu tür benzetmeleri küçümserler ve hep “tesadüf” olarak göz ardı ederler. Oysaki tesadüfler pek çok olunca artık tesadüf olmaktan çıkarlar. Son Maya kralının adı da Ata-Hualpa idi. Hualpa sözü Hu-Alp ( Yüce ) anlamını taşır. Kuzey Amerika’da yaşayan ve halen varlığını sürdüren bir diğer gurubun adı ANASAZI’dır. Bu dil gurubunu da Ön-Türkçe Ana-Sözü ( anadil ) şeklinde ayırdığımızda anlamı apaçık ortaya çıkmaktadır.

    Maya kültürünün kendi şehirlerine verdikleri isimlere bir bakalım. Bunlardan bazıları: Tikal, Palenque, Kopan, Kalakmul, Uaxactun ve Altun-Ha şehirleri veya daha doğrusu yerleşim merkezleridir. Şimdi sırasıyla bu yerleşim adlarını inceleyelim:

    Tikal: “ Teki l” yani kendine has olan, tekil olan demek olmaktadır. Çünkü “Tik” kök sözcüğü Ön-Türkçe olup “tek” demektir. Tek sözünü Kızılderili dillerde TİK olarak buluyoruz. Yunanca işaret parmağına ‘Dahtilo’ denir ki bu da TİK =>TEK =>TAH =>DAH dönüşümü ile oluşmuştur. Daktilo dediğimiz alet “parmaklarla çalışan” demektir. Latince TE (sen) ‘ikinci tekil kişi’ demektir. Burada da işaret parmağı ile gösterilen ikinci şahıs anlamı vardır.

    Palenque: P sesinin aslı B sesidir. Yani Palenk şeklinde okunan bu şehir adı “Barık” sözünden dönüşmüştür. Ayrıca R ile L dönüşümü de çok yaygın olduğu bilinmektedir. Barık, ise “Barınak”, yani “konumlu yer” demek olmaktadır. Asya kıtasının Türkler tarafında ilk kurulmuş yerleşim bölgesinin adı “Başbarık” , yani “Baş-yerleşim yeri” idi. Baş yerleşim ise bugünkü dilde “baş-şehir” olmaktadır. Zamanla Başbarık, “Beşbarık” ve “Beşbalık” olmuştur. Oysaki ne beş ile ne de balık ile hiçbir ilgisi yoktur.

    Kopan: Bu şehir adı da halen bugün bile kullandığımız “kopan” (ayrılan, merkezden kopan) anlamını taşır. Anlaşılan bu şehir asıl Maya bölgesinden coğrafi olarak ayrı bulunduğu için Kopan adını almıştır.

    Kalakmul: Bu adı da ikiye ayırıp Kalak-Mul şeklinde okumak gerekir. “Kalak” sözü “kalalım” anlamını taşır. Nasıl ki “alalım” sözü “alak” idiyse, “kalalım” da “kalak” idi. “Mul” ise M nin yine B ile olan ilişkisinden ve L ile R dönüşümünden Mul sözü “BUR” yani “burada kalalım” demek olduğunu sanıyorum. Ancak bu yaklaşımın doğruluğu araştırılmalıdır.

    Uaxactun: Bu isim “uzaktın” ve daha doğru şekli de “uçaktın” olsa gerek. Çünkü X harfi genelde Ç sesi ile okunur. Uçaktın, derken uçmak kastedilmiyor. “Uçak” Uçta olan, uzakta olan kast ediliyor.

    Altun-Ha: Bilindiği gibi altın sözü ile “Ha” (yüce, kutsal) sözünün birleşimi var bu isimde. Hakan, Hazret, Hakk sözlerinde hep bu Ha kökü bulunmaktadır. Ayrıca Maya dilinde Han “bir” demektir.

    Ön-Türkçe’den türeyen dil guruplarından Proto-Maya dili sadece bir tanesidir. Diğer önemli guruplar: Eurasiatic olarak adlandırılmış olan büyük dil gurubuna Altay, Ural, Hind-Avrupa, Na-Dene ve Dravidian dil gurupları girer. Ayrıca Afroasiatic adı ile bilinen kuzey Afrika ve Mezopotamya dil gurupları arasında Sümer, Babil, Asur, Hitit, İskit, Hami ve Sami dilleri girer. Bunların da kökeni Ön-Türkçe’dir.

    İlginç bir dil ilişkisi olarak Asya dilleri olan Çin-Tibet dilleri ile bazı Kafkas dillerinin, Bask ve Buruşaski dillerinin ve Kuzey Amerika dil gurubu olarak bilinen Na-Dene dillerinin yakın akraba oldukları gerçeğidir. Ayrıca Bask dili ile kuzey Afrika Berber ve Tuareg dilleri arasında ilişkiler gösterilmiştir.

    Burada Maya dillerinden Bazı Maya sözcüklerini ve onların parantez içinde Türkçe karşılıklarını sunmak istiyorum. (Kaynak: Saim Ali Dilemre “Genel Dil Bilgisine Bakış, Birinci Kitap”)

    Ahau (ağa, yönetici), Baat (balta), Ça (çam), Çetun (çetin), Çol (çolak), Kutz (kuş), İçil (içinde), İş (dişi), Kaşnak (kuşak), Kin (gün), Kiniş (güneş), Kişe (kişi), Koça (koca, büyük, yaşlı), Kul (kul), Naa (ana), Na (ev), Ol (olmak), Tamazkal (hamam), Tepek (tepe), Top (toplamak), Toz (toz), Tul (tolu, dolu), Tulan (dolgun), Tup (dip), Tzekel (çakıl), Ueez (uyuz), Uiş (işemek), Ul (Ulaşmak), Uy (oy), Yaş (taze, yaş), Yaşıl (yeşil).

    Size hem anlam hem de telaffuz olarak çok yakın olan tam 31 sözcük sundum. Maya halkının binlerce yıl önce Asya kıtasından Amerika kıtasına göç ettikleri düşünülürse bu kadar sözcüğün halen ortak olması tesadüf ile açıklanamaz. Anlaşılan odur ki Proto-Maya dili Ön-Türkçe’dir. Sadece dil ilişkileri değil, aynı zamanda genetik araştırmalar bu ilişkiyi kanıtlamaktadırlar.

    Şu sitede:
    http://www.newscientist.com/article/dn11178?DCMP=NLC-nletter&nsref=dn11178

    Asya’nın doğu bölgesinden Bering boğazını aşarak Amerika kıtasına yapılmış olan göçlerin genetik olarak saptandığı anlatılmaktadır.
    Ayrıca “Aleut adaları” diye bilinen Asya ile Amerika arasındaki takım adaları Türkçe “Alauç” olup Ala-Uç şeklinde ayrıldığında “Beyaz UÇ” demektir. Zira “al” sözü bugün kullanılan anlamıyla “kırmızı” demek olmayıp Ön-Türkçe “Beyaz” demektir. Zamanla karlı bölgelere ve beyaz tepelere “al” denmiş, daha sonraları “yükseklik” kavramı öne çıkarak bayrak rengi olarak değişikliğe uğramıştır. Nitekim Latince “alba” = yüksekte duran, demektir. Arnavutluğa “albania” ve arnavutlara “albanian” denmesi bu Ön-Türkçe kök sözcükten türer.

    Bu örnek, sözcüklerin zaman içinde nasıl anlam kaymalarına tabi olabildiklerini ve ne derece tanınmaz hale dönüştüklerini çok güzel göstermektedir. Aynı durum özel isimlerde de olmuştur. Örneğin, Maya halklarından bir gurup “Kiche Maya” diye bilinir. Oysaki “kiche” Türkçe “kişi” demektir ve “Kiche Maya” doğrudan “Maya insanı” anlamını taşımaktadır. Kişe Maya halkını yöneten ve onları İspanyol saldırısından koruyan son yönetici, yaklaşık MS 1500 yılında doğmuş “Tekun Uman” idi. 1524 yılında İspanyol saldırgan ( konkiestador ) Pedro de Alvaro tarafından 24 yaşında katledilmiştir.

    Tekun Uman adını şu şekilde açıklayabiliriz.

    Tekun = Tekin demektir ve genelde genç Türk prenslerine verilen addır. Tek kök sözcüğü de ilk prens olduğuna işarettir.

    Uman = Ön-Türkçe “Gelen misafir” demektir. (Kaynak: Divan-i Lügat-it Türk) Şu halde Tekun Uman “Gelen ilk misafir” olmaktadır. Burada doğan çocuğun bir mal olmadığı ve sadece bir misafir olduğu vurgulanmaktadır ki, Ön-Türklerin bilgeliğine güzel bir örnektir.

    Ayrıca Yrd. Doç. Dr. İsmail DOĞAN’ ın Mayalar ve Türklük kitabı bu bağlantıdan okunabilir ( 2800 kelimelik bir Mayaca Türkçe sözlük ile resim arşivi de kitapta bulunmaktadır).

    Ord. Prof. Reha Oğuz Türkkan
    Doç. Dr. Haluk Berkmen
    Nesrin Dabağlard

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

9.396 Spam Comments Blocked so far by Spam Free Wordpress

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Üstüne gidin