Buradasınız:Anasayfa » Dünya Tarihi » Batı müzelerinde sergilenen eserler Anadolu nun mu yoksa Doğu Yunanistan mı?

Batı müzelerinde sergilenen eserler Anadolu nun mu yoksa Doğu Yunanistan mı?

Batı müzelerinde sergilenen eserler Anadolu mu yoksa Doğu Yunanistan mı?

Batı müzelerinin bazılarında sergilenen Anadolu’dan götürülmüş eserlerin künyesinde Anadolu yerine ‘East Greek’ ifadesini görürüz. Kibirli beyaz Avrupalılar bir bölümü, Anadolu’yu East Greek olarak görme eğilimindedir. Anadolu’da yaşamış Luviler, Hititler, Kapodokyalılar, Karyalılar, Likyalılar, Lidyalılar, Frigyalılar, Urartular’ın kendi özgün dillerini ve kültürleri olan toplumları unutup, sanki bu topraklarda sadece Antik Yunanlılar yaşamış gibi göstermeye çalışmaktadırlar. Batılı uzmanların Anadolu’ya Doğu Yunanistan demesindeki neden Anadolu’da yapılan pek çok kazıda yerli alfabeler yerine Helence yazılı belgelerin bulunmasıdır. Oysa günümüzde İngilizcenin yaygınlığı gibi o dönemde de Yunancanın yaygın kullanımı vardı. Halklar, kendi dilleri ve kültürleriyle yaşarken çoğu kez önemli yapıtlarının yazıtlarında geniş çevrelerce anlaşılması için Helence ifadeler kullanıyorlardı.

Yunanlılar bir halk olarak ilkin, bugün Yunanistan olan topraklarda MÖ 2. binyılın başlangıcında tarih sahnesine çıktılar. Kendilerine Helenler, yaşadıkları topraklara da Hellas demeye başlayacaklardı. İsimlerini aldıkları efsanevi ataları Helen’in Dor, Aiol, ve Ksuthos adlı üç oğlu oldu; onların oğulları İon ve Akheus oldu; böylece Bronz Çağ sonlarına doğru Greklerin başlıca etnik grupları olan Dorlar, İyonyalılar, Aioller ve Akhalar ortaya çıktı. Grek sözcüğü, Epiros’taki bir kabileye Romalıların verdiği ad olan Latince ‘Graeci’den gelir.

Anatoli sözcüğü ise, Yunanca ‘güneşin doğduğu ülke’ anlamına gelir. Hem Hint-Avrupa hem de Sami dil ailelerinde Asya ismi de benzer anlama gelirken Avrupa ‘günbatımı’ ya da ‘karanlık ülke’anlamına gelmektedir.

Yunanistan’ın antik Dodoni(Epirus) kentinden Sicilya’ya kolonist olarak gelen Yunanlılara o dönemin İtalyanları Illirianlar “Γραικοί” (“Graeki” G harifini Y olarak seslendirerek) dediler. Bir diğer iddiaya göre de Yunanistan’ın Viotia antik kentinden gelip koloni kuran Γραία (“Graia”) lılar kurdukları kente Nea Polis adını verdiler. Bu kent daha sonra Napoli olacaktı.  Böylece Latinlerle Helenler yakınlaştılar ve Yunanlılara geldikleri Graia kentinden dolayı Graeci denmeye başladı. Modern Avrupa dilleri çokca Latince’den beslendiği için Graecus kelimesi Yunanistan coğrafyası ve halkı için kök kelime haline geldi.

Hiristiyanlığın yayılmaya başlamasıyla birinci yüzyılda “Έλληνες”(Hellines) kelimesi, Hiristiyanlardan ayırmak için eski dine (putlara) tapanlara denilmeye başladı. 1832 yılında Yunanistan kuruluncaya kadar Γραικοί (Graeki) kelimesi kullanılmaya devam etti. Bu dönemde Yunanlılara Roma orijinden dolayı Ρωμιοί (Romii) da deniyordu. Bağımsızlıktan sonra Yunanlılar, antik Hellas ve Hellines kelimelerini kullanmaya başladılar.


Yunanlılar Batı Anadolu kıyılarını, kuzeyde Çanakkale çevresine Troas, Bergama bölgesine Aiol, İzmir-Aydın çevresine İyonya, Bodrum civarın da Karya olmak üzere dört parçaya ayırıyordu. Benzer şekilde Akdeniz sahilleri de Antalya civarı Lykia, Alanya civarı Pamphylia, Çukurova bölgesi de Kilikia olarak adlandırılıyordu.

Helenleri batı Anadolu sahillerine getiren büyük göç, Bronz çağı sonunu izleyen birkaç yüzyıllık bir dönem olan Yunan dünyasının karanlık çağlarına denk gelir. Bu dönemde Yunanistan karasında nüfus çok fazla artmış, kuraklığa bağlı tarım ürünlerindeki gerileme ve kuzeyden güneye doğru hareket eden Dor istilacıların baskısı kolonizasyonu zorunlu kılmıştır. Bir lider etrafında toplanan 40-50 gençten oluşan kolonistler Delphi’deki kahinlere danışarak yerleşecekleri yerleri belirlemiş ve yerel kadınlarla evlenmişlerdir.

Güçlü imparatorluklar, güçlü ekonomileri ve güçlü ordularının zoruyla kültürlerini, dillerini başka coğrafyalara kolayca ulaştırabiliyorlardı. Aynen İngilizcenin önce Britanya İmparatorluğunun gücü, ardından ABD’nin gücü nedeniyle son 100 yılda dünyada egemen dil olması gibi. Anadolu halkları Helen değildi ama yöneticileri baskın olan Helenceyi kullanıyorlardı. Makedonya’lı Büyük İskender’in kurduğu imparatorluk Helenceyi doğuya yaymıştı. Ardından gelen Roma İmparatorluğu da Latinceyi baskın dil haline getirdi. Anadolu’da Helencenin Roma döneminde bile Latincenin yerine kullanılmasının altındaki bir nedende Anadolulu yöneticilerin Romalıların ağır vergilerine duydukları tepki olabilir. Ayrıca Helencenin Anadolu’da yayılmasına Perslerin Anadolu’yu işgal etmesinin de rolü olmuştur. Persler Anadolu’nun tamamen işgalini MÖ 546’da tamamladılar. Tüm Anadolu’nun ele geçirilmesi 500 bin kişilik kalabalık bir orduyla 100 yıl kadar bir zaman almıştı. Pers baskısından çıkış arayan Anadolu halkı o dönemin alternatif gücü olarak gördükleri Atina Birliğine üye oldular. Çoğu Anadolu’dan 300 kent bu birliğe üye olmuştu ve kendilerini Perslerden kurtarması için bu birliğe para yağdırıyordu. Önce Yunanistan’da güçlenen birlik denizde ve karada Perslerle yaptıkları savaşları kazandılar ve sonuçta Persler Anadolu’yu terk ettiler. Birliğe üye kentlerden Atina’ya 150 yıl boyunca gelen paralar şehrin bir cazibe merkezi haline gelmesini sağladı. Batı Anadolu kentlerinin Pers baskısından kaçan aydınlarının buluşma yeri oldu. İlk olarak İyonya sahilerinde yeşeren bilim, Persler nedeniyle Atina’ya taşındı ve burada filizlendi. Millet’te, Efes’te doğan bilim Atina merkezli okullarda şekillenmeye başladı. Atina’da Doğu kültürünün katkısıyla MÖ 450’lerde Platon, Aristoteles, Sokrates gibi düşünürler ortaya çıkmaya başladı. Halikarnas(Bodrum) doğumlu Herodotos’da Atina’ya kaçan aydınlardandı.

Kentlerden gelen mali destek, bilim adamları, aydınların çabaları ve demokrasiyle Yunan uygarlığı döneme damgasını vurdu. Zaten bir kısmı Yunan kolonisi olan Anadolu kentleri kolayca Helen uygarlığının etkisi altına girdiler. Yunanistan’da Helen dilinde yazılmış eserlerden oluşan entellektüel birikimler Anadolu’ya kültür emperyalizmi olarak geri döndü. Böylece Helence birçok bölgede ortak dil oldu. Halk değil ama yöneticiler bu dili kullanmaya başladı. Aynen I. ve II.Dünya savaşı arasında Almanya’daki baskıdan kaçan Alman bilim adamlarının ABD’ye göç edip Amerika’daki bilimsel çalışmalara ve sanayiye hız vermeleri gibi.

I.5 Anadolu’dan Yağmalar

İlk çağlarda savaş ganimeti olarak galip gelen devlet sadece kıymetli madenlerden yapılmış eserlere, silahlara, hayvan sürülerine ve tahıllara el koyarken, 19. ve 20. yüzyılda antik eserlerin yanında Leonardo da Vinci, Rembrant, Picasso, Monet, Van Gogh, Rodin gibi sanatçıların yapıtları da yağmalanmaya başladı.

Anadolu’dan tarihi eser yağmalarının ilki Homeros’un bize anlattığı Troya’nın yağmalanmasıdır. Bir diğer önemli yağma 1024’te Kudüs’e yardıma gitmek için yola çıkan Latin Haçlıların yolda fikir değiştirip Ortodoks İstanbul’u işgal edip burada 50 yıl kadar yönetimi ellerinde tuttuğu dönemde birçok eserin İstanbul’dan Avrupa kentlerine götürülmesidir. Venedik’de sergilenen dört bronz at yontusu da bu dönemde İstanbul Hipodrom girişinden götürülen eserlerdendir. Napolyon, İtalya’yı işgal ettiğinde bu atları da 1797’de Paris’e götürmüştü ama sonradan İtalyanlar bu eseri geri almayı başardılar. Geçmiş dönemden önemli bir başka çalıntı ise Noel Baba’nın kemikleridir. İtalyan tüccarlar 1087’de Myra’dan(Demre) Aziz Nikolaos’un(Noel Baba) mezarından kemiklerini çalarak ülkelerine götürdüler.

Venedik St.Mark Katedrali’nin girişinde sergilenen İstanbul’dan götürülen at heykelleri. Sergilenenler kopya, orijinalleri müzede. Bu atlardan birinin kopyasıda İstanbul’da Sabancı Müzesinin bahçesindedir.


Rüştü Karaca

Yazar Hakkında

Yazılar sayısı : 211

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

12.090 Spam Comments Blocked so far by Spam Free Wordpress

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Üstüne gidin