Buradasınız:Anasayfa » Dünya Tarihi » Alman Carl Humann ve Anadolu’daki kazıları

Alman Carl Humann ve Anadolu’daki kazıları

Alman Carl Humann ve Anadolu’daki kazıları

Alman kazılarını, İngiliz ve Fransızlar gibi arkeologlarla değil daha çok inşaat mühendisi ya da mimarlarıyla yapıyorlardı. Bunun sonucunda kazılar arkeolojik disiplinden uzaklaklaşarak, inşaat kazısıymışçasına hızlı bir şekilde devam ediyordu. Carl Humann’da bir inşaat mühendisiydi. Bergama’yı, Magnesia’yı(Aydın Germencik), Priene’yi(Aydın Söke), Millet’i(Aydın Didim), Tralleis’i(Aydın), Zincirli’yi bu tarzda kazdılar.

Carl Humann (1839-1896)


Carl Humann Berlin Kraliyet Akademisi’nden inşaat mühendisi olarak mezun olduktan sonra Samos(Sisim) Adası’ndaki Hera Tapınağı kazılarına katıldı. Kısa bir süre sonra Ephesus üzerinden Smyrna ve oradan İstanbul’a ulaştı. Burada yakın ilişki kurduğu Sadrazam Fuad Paşa himayesinde sık sık gezilere çıktı. Bu gezilerden birinde 1864-1865 kışında, Kydonias(Ayvalık) vardı. Dikili’den yürüyerek sadece beş saat mesafedeki Pergamon’u ziyaret etti. 1866 yazında Pergamon’u bir kez daha ziyaret eden Humann’ın bulduğu, bir adama saldıran aslan tasvirli büyük kabartmanın Gigantomachie(Mitolojik Yunan tanrılarıyla devlerin savaşı) olduğu Almanya’da anlaşılınca yeni sorumluluklarla görevlendirildi. 1869 yılından itibaren bölgedeki çeşitli yol inşaatlarını yönetmek için Pergamon’da bir merkez oluşturdu. Bu dönemden başlayarak tarihi eser biriktirmeye başladı.

Carl Humann’ın resmi kazıları 8 Eylül 1878’de başladı. Kazı heyetinde bölüşme komiseri olarak Vali yardımcısı Diran Efendi ile Osmanlı Bankası Müdürü W.Heintze bulunuyordu. Almanlar buluntuların üçte ikisini kendi ülkelerine götürmeyi planlamışlardı. Gigantomachie kabartmaları daha önce Almanlarca yaptırılan yol üzerinden kağnılarla Dikili limanına taşındı. Almanya, eserlerin Dikili’den İzmir’e güvenli bir biçimde taşınması için Comet zırhlısını Dikili’ye göndermişti.

Kazıya devam edilirken, Zeus tapınağının temellerine ulaşıldı. Kral II.Eumenes’in (MÖ 197-156), Galatlara karşı kazanılan bir zaferden sonra yaptırdığı sunak, başta Zeus ve Athena olmak üzere tüm tanrılara adanmıştı. Yapı kare planlıdır (36×34 metre) ve zeminden dört basamak yüksektedir. Ortada bulunan 20 basamaklı anıtsal merdiven, adak odasına çıkmaktadır. 113 metre uzunluğundaki kabartmaların yüksekliği 2.3 metredir. Bu kabartma, devler ile tanrılar arasındaki mitolojik savaşı anlatır. Kentlerin(Galyalılar) Anadolu’yı işgaliyle başlayan direnişte, Bergamalı yöneticilerin askeri zaferini sembolize eden konular seçilmiştir.

Kazı izni 6 Ağustos 1879’da sona erdi. 16 Ağustos’da Alman sefaretinden alınan telgrafta, Osmanlı Hükümetinin kendi paylarına düşen eserleri satmak istediği belirtiliyordu. 1 Eylül’de tüm Athena ve Zeus gruplarını içeren 47 sandık Dikili’de gemiye yüklenmeyi hazır bekliyordu. Comet ile İzmir limanına taşınan eserler burada Llyod Vapur İşletmesinin Aquila Imperiale gemisiyle Trieste’ye oradan da Şubat 1879’da Berlin’e ulaştı. Carl Humann’ın 1883 yılına ait notlarında Osman Hamdi beyden şöyle bahseder:

‘Osman Hamdi Bey toplanan yazıt ve mimari örnekleri zaten bize bırakmıştı, Osmanlı müzesi için ayırdığı bölümü Konstantinapolis’deki yeni düzenlenen Güzel Sanatlar Okuluna götürmüştür; Berlin’de bulunan eserlerin devamı olan parçalar zaten imtiyaz antlaşması gereği bize söz verilmişti. Osman Hamdi Ekselansları Müze-i Hümayun için ayrıca, Pazar yerinde bulunan Gigantların savaşını canlandıran dev kabartma parçalarını ve buna ilaveten tiyatrodan çıkan maske ve girlandlarla süslü baştabanı/ana kirişi de talep etmiştir. İlk üç parçayı paketleyip Konstantinapolis’e gönderdik. Sonradan Padişah’ın(Sultan II.Abdülhamid) bu çok önemli parçaları Kraliyet Müzesine bırakmasına vesile olan elçiye sonsuz teşekkürlerimizi sunarız, bunların hepsi Osman Hamdi Bey’in desteğiyle gerçekleşti. Bu yüce davranışa karşılık hediye niteliğindeki, iki adet eksiksiz sayılabilecek Bergama’da bulunmuş Ammon ve Hermafrodit yontularıyla karşılık verildi.’

Carl Humann Berlin Kraliyet Akademisi’nden inşaat mühendisi olarak mezun olduktan sonra Samos(Sisim) Adası’ndaki Hera Tapınağı kazılarına katıldı. Kısa bir süre sonra Ephesus üzerinden Smyrna ve oradan İstanbul’a ulaştı. Burada yakın ilişki kurduğu Sadrazam Fuad Paşa himayesinde sık sık gezilere çıktı. Bu gezilerden birinde 1864-1865 kışında, Kydonias(Ayvalık) vardı. Dikili’den yürüyerek sadece beş saat mesafedeki Pergamon’u ziyaret etti. 1866 yazında Pergamon’u bir kez daha ziyaret eden Humann’ın bulduğu, bir adama saldıran aslan tasvirli büyük kabartmanın Gigantomachie(Mitolojik Yunan tanrılarıyla devlerin savaşı) olduğu Almanya’da anlaşılınca yeni sorumluluklarla görevlendirildi. 1869 yılından itibaren bölgedeki çeşitli yol inşaatlarını yönetmek için Pergamon’da bir merkez oluşturdu. Bu dönemden başlayarak tarihi eser biriktirmeye başladı.

Carl Humann’ın resmi kazıları 8 Eylül 1878’de başladı. Kazı heyetinde bölüşme komiseri olarak Vali yardımcısı Diran Efendi ile Osmanlı Bankası Müdürü W.Heintze bulunuyordu. Almanlar buluntuların üçte ikisini kendi ülkelerine götürmeyi planlamışlardı. Gigantomachie kabartmaları daha önce Almanlarca yaptırılan yol üzerinden kağnılarla Dikili limanına taşındı. Almanya, eserlerin Dikili’den İzmir’e güvenli bir biçimde taşınması için Comet zırhlısını Dikili’ye göndermişti.

Kazıya devam edilirken, Zeus tapınağının temellerine ulaşıldı. Kral II.Eumenes’in (MÖ 197-156), Galatlara karşı kazanılan bir zaferden sonra yaptırdığı sunak, başta Zeus ve Athena olmak üzere tüm tanrılara adanmıştı. Yapı kare planlıdır (36×34 metre) ve zeminden dört basamak yüksektedir. Ortada bulunan 20 basamaklı anıtsal merdiven, adak odasına çıkmaktadır. 113 metre uzunluğundaki kabartmaların yüksekliği 2.3 metredir. Bu kabartma, devler ile tanrılar arasındaki mitolojik savaşı anlatır. Kentlerin(Galyalılar) Anadolu’yı işgaliyle başlayan direnişte, Bergamalı yöneticilerin askeri zaferini sembolize eden konular seçilmiştir.

Kazı izni 6 Ağustos 1879’da sona erdi. 16 Ağustos’da Alman sefaretinden alınan telgrafta, Osmanlı Hükümetinin kendi paylarına düşen eserleri satmak istediği belirtiliyordu. 1 Eylül’de tüm Athena ve Zeus gruplarını içeren 47 sandık Dikili’de gemiye yüklenmeyi hazır bekliyordu. Comet ile İzmir limanına taşınan eserler burada Llyod Vapur İşletmesinin Aquila Imperiale gemisiyle Trieste’ye oradan da Şubat 1879’da Berlin’e ulaştı. Carl Humann’ın 1883 yılına ait notlarında Osman Hamdi beyden şöyle bahseder:

‘Osman Hamdi Bey toplanan yazıt ve mimari örnekleri zaten bize bırakmıştı, Osmanlı müzesi için ayırdığı bölümü Konstantinapolis’deki yeni düzenlenen Güzel Sanatlar Okuluna götürmüştür; Berlin’de bulunan eserlerin devamı olan parçalar zaten imtiyaz antlaşması gereği bize söz verilmişti. Osman Hamdi Ekselansları Müze-i Hümayun için ayrıca, Pazar yerinde bulunan Gigantların savaşını canlandıran dev kabartma parçalarını ve buna ilaveten tiyatrodan çıkan maske ve girlandlarla süslü baştabanı/ana kirişi de talep etmiştir. İlk üç parçayı paketleyip Konstantinapolis’e gönderdik. Sonradan Padişah’ın(Sultan II.Abdülhamid) bu çok önemli parçaları Kraliyet Müzesine bırakmasına vesile olan elçiye sonsuz teşekkürlerimizi sunarız, bunların hepsi Osman Hamdi Bey’in desteğiyle gerçekleşti. Bu yüce davranışa karşılık hediye niteliğindeki, iki adet eksiksiz sayılabilecek Bergama’da bulunmuş Ammon ve Hermafrodit yontularıyla karşılık verildi.’

Carl Humann’ın Zeus Tapınağının yakınındaki mezarı


1896’da İzmir’de öldüğü için bir kilisenin bahçesine gömülmüş olan Humann’ın mezarı 1950’lerin ortalarında Ankara’ya gelen Alman Başbakanının, Pergamon sit alanına nakledilmesi isteği üzerine, bu talep abartılarak dönemin Başbakanı Adnan Menderes’in talimatıyla Zeus Sunağının yanına gömüldü.

II.2.2 Almanların Priene-Millet Kazıları

1899-1913 arasında Alman heyetleri ülkelerine eser taşımak için Priene, Millet ve Magnesia’da kazılar yaptılar. Priene’deki kazılara 1895’te Carl Human başladı. Onun ölümü üzerine kazıya genç arkeolog Theodor Wiegand devam etti. Osman Hamdi Bey’in yakın arkadaşı olan Wiegand 1898’te kazı bitinceye kadar kazılara başkanlık etti. Buluntuları 3 yıl gibi kısa bir sürede kazıp Almanya’ya taşıtan Wiegand, arkadaşı Osman Hamdi Bey’e de sıkıntılı günler yaşatmıştı. Aynı ekip sonradan Millet kazılarına başladı.

Millet, Osmanlı dönemindeki adıyla Balat, MÖ 2000’lere uzanan tarihiyle önemli bir antik kentimizdir. Millet antik çağda bir önemli bir ticaret ve bilim merkeziydi. Bölgenin en önemli ticari kaynaklarından birisi, yörede yetiştirilen koyunlardan elde edilen yünle yapılan dokumacılıktı. Dokumacılık, boyacılığı da geliştirmiş ve böylece erguvan renkli dokumalarıyla ünlenmişti. Millet, Antik dönemlerde, Avrupa ile Asya arasındaki mal değişiminin yapıldığı, çok canlı ve işlek bir ticaret merkeziydi. Karadeniz, Mısır, Doğu Akdeniz ve Güney İtalya ile ticareti gelişmişti.

Millet’teki bu bolluk ve refah ortamı bilim ve felsefenin de gelişmesini sağlamıştı. MÖ 6. yüzyılda Millet’te, doğa bilimci Thales, Anaksimandros, Anaksimenes ve Pisagor gibi önemli düşünce adamları yaşamıştı. Bu düşünürler doğudaki Sümer, Asur ve Orta Anadolu’nun Hitit ve Mısır kültürleriyle beslenmişti. Ege’nin öte yakasında henüz bilim gelişmemişti. Millet’in Perslerin eline geçmesinin ardından Batı Anadou’dan Atina’ya kaçan bilim adamaları bilimin burada yeşermesini sağlayacaklardı.

Millet’ten götürülen eserler içinde ‘Pazaryeri Kapısı’ önemli bir yere sahiptir. Theodor Wiegand ve Hubert Knackfuss, 1903’de Pazaryeri Kapısı’nın kalıntılarına ulaştılar. Eserin eşiğine üç basamak ile ulaşılıyordu. Genişliği cephede 28,92 metredir. Bu simetrik yapıda alt kattaki sütunların üst kattakilere oranı 2/3 dür. U planı nedeniyle, ön cepheye yanlardaki lanatlar da eklenince yapının toplam boyu 33 metreyi aşar. Ortadaki başlığın tabandan yüksekliği 16,68 metredir. Üç girişinin olması tüccarların ticaretini kolaylaştırmıştır. Her iki kattada yontular bulunuyordu. Kazıda çıkan Eros ve barbarlara diz çöktüren kral yontuları duvarla birlikte sergilenmektedir. Bu yapının cephe süslemeleri MS 120’de tamamlanmıştır.

Almanlarca Berlin’e taşınan yapı 1920’da yeniden ayağa kaldırılmış ancak II.Dünya Savaşı’nda Berlin’in bombalanması sırasında büyük hasar görmüştü. Savaştan sonra tekrar onarılarak 1954’ten itibaren bugünkü haliyle sergilenmeye başlandı. Bu eser Anadolu’daki Roma dönemi mimarisinin çok önemli bir örneğidir.

II.3 Efes Antik Kenti

Küçük Menderes Nehri kentin limanını doldurmadan önce Efes Limanı dönemin en işlek ve dolayısıyla en zengin limanıydı. Kentin tarihi MÖ 6000’lere kadar uzanmaktadır. Efes’in bilinen en eski adı(MÖ 3000’lerde Orta Anadolu’ya yerleşmeye başlayan Hitit döneminde) Apassa’dır.

Perslerin Anadolu’da egemenlik kurup, kendilerine yönetim merkezi olarak Serdes’i(Salihli) seçmeleriyle birlikte en yakın liman olan Efes Koyu, Pers yönetiminin denize açıldığı ana liman oldu. Efes’ten başlayan ve ilk çağlarda ‘Kral Yolu’ diye adlandırılan ünlü ticaret yolu, yaklaşık 3 bin kilometre sonra İran Körfezi yakınlarındaki Pers İmparatorluğu’nun başkentine, oradan da Asya içlerine ulaşıyordu. Bu görkenli kent daha sonra Roma İmparatoru Augustus döneminde Asya eyaletinin başkenti oldu. İki yüzyıl süren bu dönemde halkın gönenç içersinde yaşadığını, nüfusun 300.000’e ulaşan kente ‘Asya’nın ışığı’ dendiğini biliyoruz.

Arkeolojik kazıları hep yabancılar tarafından yürütülen Efes’te, yaklaşık 150 yıl önce İngilizlerin başlattığı kazıları, onların ardından günümüze dek Avusturyalılar sürdürdüler. Efes’te günyüze çıkarılan eserler, MÖ 3. yüzyılda başlıyan çok tanrılı dönem ile tektanrılı Hiristiyan Doğu Roma dönemine ait kalıntılar içerir.

II.3.1 Efes Artemis Tapınağı Kazıları

Efes’teki sistemli kazılar 1863’te British Museum’un desteğiyle, Mimar John Turtle Wood başkanlığında, ünlü Efes Artemis Tapınağı’nın kalıntılarının bulunduğu alanda başladı. 1858’de İzmir-Aydın demiryolu ve istasyonları inşaatında çalışan İngiliz mimarın İncil’deki ‘Efes Artemis Tapınağı’ bölümünden etkilendiği biliniyor. İncil’in(Yeni Ahit) bir bölümünde, Artemis Tapınağı’nın gümüşten yontusunu yapan kuyumcu Dimitrios ile Pavlus ve taraftarlarının çekişmesi anlatılır.

  • Birkaç kez yıkılıp yeniden yapılan Efes’teki Artemis Tapınağı(Roma dönemindeki adı Diana) ilk kez MÖ 7. yüzyılda Anadolu’nun yerli ana tanrıçasına bir sunak olarak yapılmıştı. Anadolu’daki ana tanrıça geleneğinin izlerini, Roma döneminde Kibele, daha önce Akadlar döneminde İştar, ondan önceki dönemde ise İnanna adıyla sürebiliyoruz. Helenlerle hiçbir ilgisi olmayan, onlardan çok önce Anadolu’da Doğu kökenli bir ana tanrıça geleneği vardı. Burada yükselen ilk tapınağın yapımına Amazon kadınların yardım ettiği söylenir. Kafkas kökenli Kimmerler bölgeyi yağmalayarak bu ilk tapınğı yıktılar.
  • Efes halkı hayvanların ve doğanın koruyucusu tanrıları Artemis adına büyük bir tapınak yapmak için mimar Chersiphron ile anlaştılar. İnşaat MÖ 560’da başladı; on yıl sonra Lidya’nın zengin kralı Kroisos(Karun) kenti ele geçirdi. Tanrıların gazabından korkan Kroisos, Artemis tapınağının yapımına katkı verdi ve yapı hayranlık uyandıran boyutlara ulaştı. Vitruvius’un belirtiği gibi, İyon üslubundaki tapınak iki sütun sırasıyla çevriliydi. 140×75 metre boyutundaki yapının 127 sütununun her birinin yüksekliği 20 metreyi buluyordu. Tapınağın dokunulmazlığı vardı. Bir politik muhalif ya da bir zanlı tapınağa sığınırsa, orada kaldığı sürece ona kimse dokunamazdı. Efesli ünlü filozof Herakleitos’un tapınağa sığındığını biliyoruz. Ayrıca buranın kent devletinin hazinesini korumanın yanında zenginlerin de servetlerini saklayabildikleri bir kasa odası vardı. MÖ 356’da, tapınakta oldukça büyük bir servetin saklandığı günlerde, bu yapının birkaç saat içerisinde hızla yanması, tüm çabalara karşın söndürülemesi, içeriden çalınan servetin izini silmek üzere yangının önceden planlandığı kuşkusunu doğursa da aklı eksik Herostratoa’un adını tarihe kazımak istediği için yangını çıkardığı söylendi.
  • MÖ 356’da yanan tapınağın yerine ‘Dünyanın yedi harika eserinden biri’diye anılacak görkemli Efes Artemis tapınağı yapıldı. Bu tapınak yaklaşık 500 yıl sonra Gotların Efes’i ele geçirmesine kadar ayakta kaldı. Tektanrılı dinin tutuculuğu ve eski tapınakların Hiristiyanlarca yağmalanması nedeniyle tapınak yavaş yavaş yok oldu. Yapı malzemelerinin bir kısmı Roma’ya, bir kısmı da Doğu Roma’nın başkenti istanbu’a (başta Ayasofya olmak üzere ) çeşitli yapılara taşındı. Geri kalanları da İngilizler 1863-1879 arasında toprak altından çıkarıp Londra’ya taşıdılar. Bu kazıyı mimar J.T.Wood yürüttü.

Döneminde Dünyanın yedi harikasından biri sayılan Artemis Tapınağı


Artemis Tapınağı, ilk çağlarda dünyanın yedi harika eserinden biri sayılıyordu. Tapınağın bulunduğu alandaki İngiliz kazısı 11 yıl sürdü. İngilizler çıkardıkları eserleri ülkelerine götürdüler.

Efes yakınlarındaki demiryolu inşaatında çalışan J.T.Wood, Efes’teki tarihi eserlerle ilgilenmiş, British Museum’u ikna ederek ödenek sağlamış, İngiliz elçiliğinin girişimiyle de padişahtan gerekli araştırma iznini almıştı. 5 Nisan 1863 tarihinde kazıya başladı. Artemis Tapınağı’nı bulma amacıyla gelişigüzel kazılar yapan Wood, kazılardan elde ettiği eserleri izinsiz olarak İngiltere’ye gönderdi. Wood eserleri en iyi kendisinin koruyacağını belirtiyor, eserlere sahip çıkmak isteyen nahiye müdürünü Babıali’ye şikayet ediyordu. Baskılar karşısında çaresiz kalan Osmanlı yönetimi, 1863’te Efes’te kazı yapılmasına izin veriyordu. O dönem müze kurmaya istekli olan Osmanlı yönetimi, İngilizlerin tarihi eser kaçırdığını ancak beş sene sonra öğrenecekti. Wood’un kazı izni 1868 yılında iptal edilmişse de İngilizlerin Osmanlı Devleti’ne yine baskı yapmasıyla 18 Haziran 1869’da padişahtan izin alınarak yeniden kazıya başlanmıştı. Wood, 1869 yılında Artemis Tapınağı kalıntılarına ulaşınca, dünyanın yedi harikasından birini bulan kişi olarak ünlenmiş, Troya’yı soyan Schliemann Efes’e gelerek kendisini kutlamıştı.

Rüştü Karaca

Yazar Hakkında

Yazılar sayısı : 211

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

* Copy This Password *

* Type Or Paste Password Here *

12.090 Spam Comments Blocked so far by Spam Free Wordpress

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Üstüne gidin